Mıy Mıy Pop’un naif prensesi

Röportaj: FUNDA DURU
HABERTURK.COM

 

Öyle bir kadın ki; hem psikoloji eğitimi almış hem yazar, çizer, besteler bir de üzerine çok güzel söyler...

Tanrı elindeki yeteneklerinden şahane, naif bir kolaj yaratmış, bize de dinlemesi kalmış!

Gördüğüm en mütevazı insanlardan biri...

Bunu ona söylediğimde ise "Kendini ciddiye almak tehlikeli bir şey, övünmek vicdanıma iyi gelmiyor" diyor.

Indie, rock ve akustik poptan beslenerek kendini türünü yaratmış: "Mıy Mıy Pop"

Nilipek'i dinlerken kendimi onun masalının bir kahramanı gibi hissettim.

Müziği, sözleri, kalabalık ve biraz da kirlenmiş dünyamızdan o kadar uzak ki...

Limonlu sodalarımızı içerken Nil'in dünyasında dolaştık.

 

Nilipek nasıl biri?

Kendimle kalmayı çok seven bir insanım; zaman zaman insan içinde olmayı da seviyorum. Ruh halime göre odaya kapanıp saatlerce çizim yapmak da hoşuma gidebilir, sahneye çıkıp şarkı söylemek de. Bunlar benim için çok eşit, ama duruma göre birbirinin önüne geçen şeyler. Ama müzik ve çizim yaptığım birçok işin üzerinde benim için!

 
Müzikten önce neler yapıyordun?

Aslında müzikten öncesi pek yok, 5 yaşımdan beri müzik bir şekilde hayatımın içindeydi. Piyano ve keman eğitimi aldım, daha sonra bas gitar çalmaya başladım. Müziğin dışında Boğaziçi Üniversitesi'nde Psikolojik Danışmanlık okudum, üzerine Hollanda'da Maastricht Üniversitesi'nde Gelişim Psikolojisi yüksek lisansı yaptım, Amsterdam Üniversitesi’nde da araştırma stajıma devam ettim, çocuk ve medya üzerine çalıştım. Şimdi de Bahçeşehir Üniversitesi'nde Medya Araştırmaları doktorası yapıyorum.

Bugüne kadar kimlerle çalıştın?

Yakın dostlarım Emir Bey ve Emir Yargın’a geri vokal yaptım. Bunun yanında 7 Pink Floydlar ve 2 Prenses’e ve bir süre de Mabel Matiz'e vokalistlik yaptım. Aslında hep şarkı yazıyordum, ama söylemek ve paylaşmak için gereken cesaret yeni yeni oluştu.

 
"TÜRKİYE'YE AİT OLMAYAN BİR MÜZİK YAPIYORUZ"

 

Yaptığın müzik sence hangi tarza daha yakın?

Tür olarak baktığımda çok sınıflandıramıyorum; ama Türkiye’ye ait olmayan bir müzik… Bu “türlerüstü bir müzik yapıyorum” demişim gibi anlaşılmasın, sadece rocka yakın şarkılar da var, akustik popa yakın şarkılar da. Bana sorduklarında ben “mıy mıy pop” diyorum.

Dinledikçe hepsinin içinden bir yerlerden çıktığı anlaşılıyor, nasıl yazıyorsun şarkılarını seni güdüleyen şeyler ne oluyor?

Bir şeylere sinirleniyorum. Sonra bir kendime dönme ve üzerine düşünme süreci oluyor. O süreç içinde de otomatik olarak hissettiğim durumu anlatan sözler çıkıyor. Yani şarkının oluştuğu nokta o sinirden ve öfkeden kurtulduğum nokta oluyor. En çok kendimle kaldığım ve düşündüğüm anlar yürüdüğüm anlar oluyor, haliyle sözler ve melodiler genelde yürüken aklıma gelir mesela.

Yani seni tetikleyen şey sinir mi sadece?

Bir psikoloji kongresinde, yaratıcılık üzerine bir sunu izlemiştim. Orada bir grafik üzerinden anlatıyorlardı bunu. Fark ediyorlar ki; durağan duygu halleri yaratıcılığı çok tetiklemiyor, huzur gibi; ama hareketli ya da “canlı” duygular, neşe gibi, öfke gibi, yoğun üzüntü gibi, yaratıcılığı canlandırıyor. Yani beni tetikleyen şey sadece sinir ve öfke olmasa da daha yoğun duygular. Çoğunlukla yaşadığım şeylerden yola çıkıyorum. Bu mutluluk da olabilir, sağanak yağmurlu bir gündeki hislerim de.

 
Hem öyküler yazıyorsun, hem profesyonel bir şekilde çizim yapıyorsun üzerine bir de psikoloji üzerine sağlam bir eğitimin var. O kadar yeteneğin arasında neden müzik?

Yazarken de, çizerken de, söylerken de kendimi ifade etmeye çalışıyorum. En kısa, rahat ve net şekilde şarkı söyleyerek kendimi ifade edebiliyorum. Şarkı söylemek bende ani olarak çıkan bir şey, harala gürele kendimi ifade edebildiğim tek şey.

Gelecekte müzikle ilgli ne yapmak istiyorsun? Müziği hayatının neresine koyuyorsun?

Müziğimi tamamen istediğim gibi yaparken yaşamımı idare ettirecek parayı kazanmayı isterim. Şöyle bir şansım var; üniversitede araştırma görevlisi olarak çalıştığım için belli mesaili bir işim var, bu da bana hem maddi hem manevi olarak müziğimi şekillendirme şansı veriyor. Şu an da kendimi gerçekleştirme aşamasındayım; ama gönül isterdi ki ben bu işten iyi para kazanabileyim. İyi para derken, yaşamımı sürdürebilecek kadar, faturalarımı ödeyebilmem gibi; ama koşullardan dolayı stüdyomuzun parasının yarısını ödeyebilirsek iyi hissediyoruz.

 

Nerelerde sahne alıyorsunuz?

Ekşi Fest'te 7 şarkılık bir repertuarla sahne aldık. 60m2’de, Nublu’da, Dunia'da, Karga'da, Sofar Sounds'da konser verdik.

Gelecekte müziğinle ilgili hayalin ne?

Birilerine bir şeyler hissettirebilmek bile yeterli, huzur, hüzün, mutluluk... Ama hayal boyutuna geçersek, insanların şarkılarımı bir ifade yöntemi olarak kullanması, şarkılırımın dilin bir parçası olması tabii ki müthiş olur. O noktada tabii ki akla Sezen Aksu geliyor, insanlara ve duygularına hitap etmekten ziyade, herkesin sözü, dili olabilmiş bir kadın o.

Etkilendiğin müzisyenler kimler, kimleri dinlersin?

Müzik söz konusu olduğunda ben kolay seven biriyim. Son dönemde Türkiye'de Replikas beni çok etkilemişti. Grateful Dead, Fleetwood Mac, Jimi Hendrix, the Who bana çok farklı şeyler hissettiriyor mesela. Snarky Puppy ağzımı açık bırakıyor. Lisa Hannigan’ı gülümseyerek dinliyorum.

Türkiye'deki müzik sektörü hakkında ne düşünüyorsun?

Bence bu sektörde Türkiye ve dünya arasında pek bir fark yok. Biz sadece burada Türkiye'ye çok da ait olmayan bir müziği yapıyoruz. İngiltere’de indie müzik garipsenmez; çünkü zaten kökenlerinde olan, ya da geçmişte bir şekilde iletişimde bulundukları coğrafyalardan öğeler var, zaten tanıdık. Biz bluesdan ya da indie müzikten beslendiğimiz zaman haliyle başka bir yerin müziğini yapmış gibi oluyoruz ve hitap edilen kitle daralıyor. Bu sebepten plak şirketleri tarafından tercih edilen kişi olmuyorsun.

Albüm ne zaman geliyor?

Şarkıların hepsi hazır, eylül sonunda stüdyoya giriyoruz.

"ÇOK FAZLA POP MÜZİĞE MARUZ KALIYORUZ"

 

Türkiye yeniliklere kapalı bir ülke mi sence?

Aslında durum şu; insanlar kendilerine ne tanıdık geliyorsa onu tercih ediyorlar. Benim önüme Ankara havasıyla Ege havasını koyarsan ben İzmirli olduğum için Ege'yi tercih ederim. Bunun tek nedeni aslında bana daha tanıdık olması, Ege havasına daha çok maruz kalmış olmam. Bu noktada tabii ki hepimiz çok fazla pop müziğe maruz kalıyoruz, dükkanlarda, sokakta, radyoda. Ve tabii ki bir noktada cesaret edip tanıdık olmayan seslere yönelsek keşke.

Sahnede kendini nasıl hissediyorsun?

Seyirciyle bağlantılı...  Dinlediklerini bildiğim ve hissettiğim sürece mutlu ve rahat bir insana dönüşüyorum, şarkı aralarında dinleyicilerle konuşuyorum. Sahnede oldukça keyifliyim aslında... Sahnede olmak çok güzel bir his!  

Ekibinde kimler var?

Klavyede Ozan Tekin, bas gitarda Tufan Büyükgüngör, gitarda Can Aydınoğlu, davulda Çağlar Aytan ve solist bendeniz Nil İpek Hülagü...

 

 

 

Nilipek'in çizimlerinin birkaçı

Bardaki Hatunlar

 

 

Grip

Akvaryum

 

Ayşegülnazcan Lunaparkta

Leave a Reply