Psikoloji bozuldu mu huzur da bozuluyor..

“İleri demokratik ülkelerde” toplumsal istikrar, demokrasiyi kendi benliğinde yaşatan liderlerin huzuruna bağlı.. Psikolojisi ile ilgili.. Orada bir kayma oldu mu cümle memleketin şakülünde de bir kayma oluyor.. Demokrasi şey oluyor..

İki gece önce TRT kanalı spor yazarlarını toplamış, beyin (!) fırtınası yaptırıyordu..

Türkiye’de beyinsel performansın her türlüsü tehlike kapsamına girdiğinden program geç saatlerde yayınlanıyordu..

“Beyinler tokuşsun ama ses çıkmasın..” akıllarıdır bu.. Tokuşan beyinlere faydası çoktur..

Laf dönüp dolaştı..

Fenerbahçe’nin, dolayısı ile Aziz Bey’in hâllerine geldi..

Aziz Bey önce “Havuzdan çıkarım..” demiş iki gün sonra da “Kim çıkarıyor bu lafları?” diye kendini tekzip etmişti..

Kafanın bu gel git hâli tartışmanın odağı oldu.. Detaylar didiklendi Allah didiklendi..

Derken Aziz Bey’in bir gazetenin cümle elemanlarına koyduğu “maç izleme yasağına” geldi..

***

“Vay! Böyle yasak mı olurmuş?”

Maç yasağını tartışan spor müdürlerinin ağzına bakarsanız sanki bizim memleket “özgürlükler” diyarı ve yıkılmaz “hukuk abidesi..”

Ekrandaki logonun üzerini ört.. Sesi kıs.. Konuşmaları İngilizce alt yazıyla ver..

Diğer ülke ahalilerine seyrettir.. Kimse bu tartışmanın bizim memlekette geçtiğini anlamaz..

Öyle üst perdeden bir tartışma ki dinleyene “Amerika, Özgürlük Beyannamesi’nin bunlardan birinin köşe yazısından araklamıştır..” dedirtir..

Sonradan sonraya anladım ki Aziz Bey’i öfkelendirip, yasak koyduran şey Fener idmanından bir fotoğrafın yasaklı gazetede basılmasıymış..

NASIL BASARSIN?

Bu bilginin paylaşılmasından sonra konuşmanın ekseni “basarsın, basamazsına..” kaydı..

Yasağı yiyen gazetenin spor adamı, kişisel medya tarihinin belki de en okkalı lafını etti..

“Benim gazetem basar arkadaş..”

“Haberi yakaladı mı basar..”

“Benim gazeteme kimse basamazsın, diyemez..”

Bizim memleket medyasının hâllerine bakıp “Seyrek Bıyıklı Asabi Şahsiyet” ile ilişkilerini hatırlayınca bu laf daha değişik anlam kazanıyor..

En azından söz konusu spor adamının “benim gazetem basar..” derken kendi gazetesinden sadece spor sayfalarını anladığını görebiliyoruz..

Bu lafı gazetesinin tamamı için söyleyebilse ne güzel olurdu..

Aziz Bey’in hâllerine gelince..

Bir yıllık tutukluluk hâli belli ki psikolojisini bozmuş.. İçeriye girdiği ilk günlerde, Türkiye’nin özelleştirilmiş hukukuna karşı temiz hisler besleyen her vatandaş gibi dişi konuşuyordu..

“Adalete güvenimiz tamdır..”

Bu laf herkese lazım bir laftır.. Bir sonraki adım da “Bu memlekette hâkimler var..” cümlesidir..

Hazımsızlık sonrası şiddetli gaz krizi yaşayanları rahatlatan birer yellenme gibidir.. İlk “cırtta..” rahatlarsın.. Yenisi geldiğinde acıdan ikiye katlanırsın..

Bağırsaklardaki gaz hareketine dötün gösterdiği uyum her zaman bir olmaz.. Sonunda sırt üstü düşersin..

***

Nitekim Aziz Bey’in aradan aylar geçip de özelleştirilmiş hukuk sisteminden umudu kesildikçe ağız değiştirdiğini gördük..

Önce Fenerbahçe olayı ile milliyetçilik hissiyatını pişti yapmaya çalıştı.. “Tahliye..” beklediği ara karar duruşmalarında bunun da bir işe yaramadığını görünce olayı başka yöne çevirdi..

“Adalete güvenmekle salaklık etmişiz..” noktasına geldikten sonra “Türkiye’de hâkimler var..” lafının sadece temenni olduğunu ispata çalıştı..

On üç ayına patladı..

Aziz Bey şimdi dışarıda.. Başına gelenlerden ne öğrendi, derseniz aldığı yasaklama kararlarına ve yaptığı öfkeli konuşmalara bakmak lazım..

AYNEN O GİBİ..

“Tek adamlık..” psikolojisi Bay Başkan’ın genlerine işlemiş..

Beni hapiste bile zaptedemediler bu saatten sonra da edemezler, psikolojisi dışa vurmuş..

Öfkesinin “Seyrek Bıyıklı Asabi Şahsiyetin..” gösterdiği çeşitten hiç farkı yok..

Ağzını açan fırçayı yiyor.. Kafasını kaldıranın ensesine şaplak oturuyor..

Benim istemediğim fotoğrafı mı bastın? Sana bundan sonra Fener maçları haram..

Çalışma özgürlüğüne aykırı gidiyormuş, bireysel özgürlükleri kısıtlıyormuş.. Yasa cart curt.. Umuru bile değil.. Madem “tek adam” benim..

Doğru ses benim çaldığım düdükten çıkar..

Aynı rüzgâr Ampul Partisi içinde de esti.. Bir SS Ay Meselesi vardı mesela..

“Benim gazetem basar..” diyen arkadaşın çalıştığı mevkute dâhil, böyle kıllı tüylü olayları merkez medya yazmadığından bilmiyor olabilirsiniz..

SS Ay’ın açılımı Sedat Selim Ay şeklinde..

Kendisi “işkence suçlaması” ile on dört ay mahuzmiyet almış bir memurumuz.. “İşkence yapmadım..” demiyor.. Kendini “Sor bakalım niye yaptık..” diye savunuyor..

Ampul iktidarı bu zatı tuttu, İstanbul’a terör müdürü yaptı.. Merkez medya kulağının üzerine yatsa da diğer yakalarda çarşı karıştı..

Her gün başka bir işkence kurbanı çıkıp SS Ay için konuştu.. Sonunda Ampul iktidarına destek veren bir grup dindar vatandaş “Böyle birinin müdürlükte ne işi var..” mealinde bildiri yayınladı..

Ardından olay Ampul Partisi’nin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu’na kadar gelmesin mi?

Konuşmalar şikâyet şeklini alınca “Seyrek Bıyıklı Asabi Şahsiyetin..” kaşı gözü oynamaya aşladı..

İlk fırçayı Grup Başkanvekili Ayşenur Hanım yedi..

“İşkence olayının üzerine on beş yıl geçmiş.. Bu konuyu şimdi açmanız çok manidâr..”

***

O sırada başka bir hanım üye (Ayşe Böhürler) lafı Şemdinli’de devam ettiği söylenen çatışmalara getirmesin mi?

“Seyrek Bıyıklı Asabi Şahsiyet” onun da ağzının payını oracıkta verdi..

“Kaynağın ANF mi?”

ANF dediği Fırat Haber Ajansı.. Eh yani.. Aziz Bey de orada olsa o da öyle bir cevap verirdi..

Bu hâllerden yola çıkıp “Tek Adamlık” psikolojisinin kişide travmaya sebep olduğunu söyleyebiliriz..

Liderlerin ruh sağlığı bozulduğunda meri sistem de bozuluyor.. Demokratik rejimin kullarının kafasına bu gerçek bir türlü girmiyor..

Toplumsal huzur namına sesleniyorum:

“Oynamayın bunların asabıyla..”

Leave a Reply