Dört dörtlük şiddet kültürümüz var

Prof. Dr. Erol Göka ile eski yazılarından hazırladığı yeni kitabı “Psikoloji ve Siyaset Arasında: Erol Göka” vesilesiyle buluştuk. “Müslümanım” diyen yeniyetme zenginlerden Uludere’nin tutulamayan yasına, sohbetteyiz...

Kitapta yer alan “Şiddet olayları toplumsal destek sistemlerinin yetersiz olduğu, tamamen çöktüğü durumlarda artar“ tespitinizin altını çizersek, polisin halka, siyasal iktidarın ‘muhalifler’e uyguladığı şiddete dair neler söylersiniz?

Evet, üzülerek söyleyeyim olumlu ya da olumsuz birçok sıfatının yanı sıra kültürümüzü niteleyen sıfatlardan birisi de “şiddet”. Biz dört dörtlük bir şiddet kültürüyüz. Şiddet, keşke sadece devletten halka doğru giden bir eğilim olsaydı, o zaman işimiz daha kolaydı. Maalesef şiddet, değişik kılıklarda her yeri kuşatmış durumda; tehdit, yıldırma, güç gösterme davranışlarının erdemlerine (!) inanma aileden, çocukluktan başlıyor. Şiddetin hiçbir şeklini tasvip etmiyorum ama anti-şiddet konusunda özellikle medya ve siyaset sınıfı tam bir mutabakat halinde ortak bir tavır alamazlarsa şiddet sarmalından bir çıkış göremiyorum.

Kitapta 2009 yılına ait ‘ Alevi Açılımı’, ‘Kürt Açılımı’na dair yazılarınız zaman itibariyle düşünüldüğünde doğal olarak umutlu yazılar. 2012’de bu iki başlığa baktığınızda bu ‘açılım’lara dair neler söylersiniz?

Kürt açılımından hâlâ çok umutluyum, Sayın Başbakan’ın “Kürt meselesi yoktur” sözlerine rağmen bu umudumu koruyorum lakin Alevi açılımı konusunda aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Öyle sanıyorum ki bizdeki muhafazakârlığın kökeninde “doğru din” anlayışının çok açık olduğu, pekâlâ insanlara Diyanet ve din eğitimiyle “doğru din”in enjekte edilebileceği anlayışı bulunuyor. Bu tip muhafazakârlık anlayışı, gerçek demokrasi açısından en azından şiddet kültürümüz kadar tehlikeli. Devletin kimseye kendi “doğru din”ini dayatmaması gerektiğini ben ve benim gibiler daha ne kadar savunabileceğimiz belli değilken Alevilerimiz hakkında nasıl umutlu olabilirim…

Ocak ayında TBMMİnsan Hakları İnceleme Komisyonu için yaptığınız konuşmaya da kitabınızda yer veriyorsunuz. Sebep olanların hâlâ meçhul olduğu Uludere’de öldürülenleri düşündüğümüzde çok daha anlam kazanıyor bu konuşma. Sizce Kürtlerin yaşadığı bu travmayı toplum yeterince paylaşıyor mu?

Paylaşmıyor daha doğrusu paylaşamıyor. Paylaşamıyor demek daha doğru çünkü bizim insanımız genç ölümlerinin, ölümün ne kadar acı olduğunu çok iyi bilir, çok kolay empati yapar evladını yitiren insanlarla. Bir gazete ya da televizyon haberinde sıradan ölümleri bile ağlayarak izleyen insanlar, Uludere’ye gelindi mi yüreğine tuz basıyor, susmaya zorluyor kendini zira “Aman yanlış bir şey yapıp benim acımı göstermemden çıkarı olanların ekmeğine yağ sürmeyeyim” diye düşünüyor. Oysa ortak bir geleceğe doğru yol alabilmek için önce acılarımızda ortaklaşmamız, birbirimizin acılarını paylaşmamız şart…

Sorumluların ortaya çıkması yas sürecinin sağlıklı işlemesinin ilk adımı olacaktır diyebilir miyiz?

Şüphesiz. İnsan eliyle yapılmış tüm travmalarda mağdurların tedavisi, rehabilitasyonu için bu ilke geçerlidir; iyileşmemiz için öncelikle hukukun işlediğini, kimsenin yaptığının yanına kâr kalmadığını görmemiz lazım…

İslam , ülkemizde her gün örneklerine rastladığımız işçileri, yoksul halkı gözden çıkartacak kadar ‘büyüme hırsına’ kapılmış bir neoliberal kapitalizmle kolkola gidebilir mi böyle?

“ İslam” demeyelim de inançlarının kimliklerinde belirleyici olduğunu söyleyen ve son zamanlarda sadece kasalarıyla değil, yaşama-düşünme tarzıyla da tam kapitalistler gibi davranan kimseler diyelim izin verirseniz… Benim nazarımda yoksuldan, mazlumdan yana olmayanın, kazancı ne kadar artarsa o kadar yoksullar ve mazlumlar için harcama yapmayanın inanç kalitesi pek ama pek zayıftır. Ama maalesef geçen zamanlar bize gösterdi ki, Müslüman halk, bir biçimde “Müslümanım” diyen yeniyetme zenginin her türlü davranışını mazur ve hatta meşru görecek düşünme biçimleri bulabiliyor. Üzücü ama bu böyle.

Gramsci’den ödünç aldığınız ‘Organik aydın’ kavramını düşünürsek Türkiye’deki organik aydınların ontolojik tarafgirlikten öte ideolojik tarafgirlik içinde oldukları söylenebilir mi?

Bu soruyla tam röportaj bitmek üzereyken beni kendi kelimelerimle canevimden vurdunuz diyeyim ve fazla konuşmayayım. Aydın , ideolojileri, siyasi tutumları aşan, güçlü sezgisel çıkarımlar yapabilen, bu nedenle öncülük misyonu da olan kimsedir. Haklısınız, “milletin organik aydını” diye bir kavram türetmiş olsam da bu nitelikleri haiz pek az insan görüyorum çevremde. Umudum gençlerde…

İslam’ın sağı ya da solu olmaz

Din ve siyaset, birçok nedenle birbirinden asla ayrılamayacak kadar iç içe, bunu kesinlikle kabul etmemiz ve gereksiz laikçi evhamlarla vakit kaybetmememiz lazım. Ama böylesine yakın oluşları, onları aynı olgular haline getirmiyor. Dini söylem, tüm varlık alanlarını, insan eylemliliklerini vb. kuşatacak genişlikte. Siyaset de oldukça kapsamlı bir zihinsel ve pratik insan etkinliği, üstelik taraf tutmaya zorlayıcı yanı var. Bu özelliği nedeniyle dinin hiç değilse bir miktar bu söylemle arasına mesafe koyabilmesi gerekiyor. Bu kadar lafı şunun için söyledim: Büyük dinler özgürlük, dayanışma, adalet gibi kavramlara dayalı bir söylem alanına sahiptir. Bunları Sağ’dan ya da Sol’dan okumak mümkündür ama tek başına Sağ’dan ya da Sol’dan tüketmek mümkün değildir. Bu nedenle İslam’ın Sağ’ı ya da Sol’u olmamalı. Mesela ben kendim için “Sol düşünceye daha yatkın bir Müslümanım” demek isterim ama Türkiye’de kim sağcı, kim solcu o kadar belirsiz ki…

AK Parti ile yakınlık sürpriz değil

HAS Parti’den ayrılmam asla program düzeyinde bir ayrılık değildi. Program bugün de savunduğum fikirleri içeriyor. Pratik siyasete uygun bir insan olup olmadığıma bir türlü karar veremedim. Bir de çok düşük oy oranına sahip bir partiyle kafamdaki ‘merkez siyaseti’ anlayışının çelişmesiydi. HAS Parti ile AK Parti ilişkisindeki yeni gelişmeler ise beklediğim şeydi. Sayın Başbakan’ın Cumhurbaşkanlığı için aday oluşu, yeni lider tartışmalarına yol açıyor. HAS Parti içindeki nitelikli kadroların da seslenebilecekleri geniş kitlelerin meyilleri AK Parti’ye idi.

Leave a Reply